GÖÇMENLER VE GERÇEKLER (1)

DR. ALİ SAK


Bild gazetesi her zaman olduğu gibi gene „sorumlu“ gazetecilik örneği sergileyerek halkın nabzını tutmuş ve Alman halkını daha çok sağa kaydırma çabalarından birisini daha eklemiştir.


Çok değil bundan bir ay önce Ruhr Kitap Fuarı çerçevesinde Bild gazetesi genel yayın yönetmeni Kai Diekmann ve Hürriyet yazarı Ertuğrul Özkök ile yapılan söyleşi sonunda Kai Diekmann ile ayak üstü sohbetimizde ona şu soruyu sormuştuk.


Bild gazetesi gerçekten uyum konusunda olumlu yayın politikası uyguluyor mu? Daha çok olumlu haberler verilerek uyuma daha çok katkınız olmaz mı?


Yanıtı kısa ve öz olmuştu. „Basının görevi toplumda doğru ve olumlu olanları değil, daha çok ters giden şeyleri halka duyurmaktır“.


Sayın Diekmann bu söyleminde hiç de haksız değil, fakat unuttuğu bir şey var. Evet, basının görevi eleştirisel yaklaşmaktır ve olayları tüm çıplaklığıyla ortaya koymaktır.


Fakat bunu yaparken toplumun en zayıf kesimlerini rencide ederek, onları köşeye sıkıştırarak, onları toplumsal olumsuzlukların sorumlusu olarak göstermekle değil, konuları objektif bir bakış açısıyla değerlendirmek gerekir. Bild gazetesinin 23.11.2010’da atmış olduğu başlık ve gazetenin konuyu duyuruş şekli düşündürücüdür. „Yabancılar ve Hartz IV konusundaki acı gerçekler – Lübnan’lıların yüzde 90’ı Hartz IV alıyor.“


Giriş olarak konunun özeti şu şekilde veriliyor: „Sayılar korkutan türden! Yabancı kökenli vatandaşlar, ki bu istatistik sadece yabancı pasaport sayısı olanları kapsamakta, Almanlara nazaran ortalama iki kat daha çok Hartz IV almaktalar.“


Konuyu ele alan yazarlar S. ERNST, S. JUNGHOLT, C. MARTENS Alman halkının yabancılar hakkında düşündüklerini ve beklediklerini yazmışlar. Aslında konu kısmen de olsa Bild gazetesine „yakışmayacak“ bir şekilde ele alınmış. Atılan başlık dışında konu şaşırtacak bir şekilde bir takım ciddi verilerle beslenmiş ve neden yabancıların daha çok Hartz IV aldıkları gerekçelerindirilmiş. Fakat bu gerekçeler genelde bir takım populist söylemler arkasında gizlenmiş.


Evet gizlenmiş diyorum çünkü bir takım ek cümlelerle Alman toplumuna uyum sağlamanın, onlarla birleşmenin hatta asimile olsanız bile kabul görmenin zorluğunun altı gizlice çiziliyor. Öyle olmasa girişde yabancı vatandaşlardan söz ederken, Alman pasaportlu olan yabancıların bu istatistiğe girmedikleri özellikle vurgulanırmıydı? Sahi “Alman pasaportlu yabancılar” deyimi de ne oluyor? Peki ne zaman Alman oluruz veya ne zaman yabancı olmaktan kurtuluruz bu ülkede? 2011 de göçün elli yıllık geçmişi kutlanacak. Elli yıldır Alman pasaportlu olanlar bile hala daha misafir işçi statüsünde görülmesi düşündürücü değil mi? Demek ki Alman pasaportu almakla Alman olunmuyormuş? Sahi ne zaman ve nasıl Alman olunur bu ülkede?


Her ne kadar ekonomik çıkar nedeniyle bu tür popilizm ve bilinçaltı suçlama yayın politakısını belirli ölçüde anlayışla karşılamak mümkün olsa da, populizmin sınırları aşıldığı zaman demokrasinin bundan zarar göreceği kesindir. Örneğin Bild okurlarının yüzde 83’nün Thillo Sarrazin’e hak verdiği bizi şasırtıyor mu? Yoksa aksine, Bild okurlarının yaklaşık yüzde 20’sinin Sarrazin’e hak vermemiş olması, bizlerin önyargısız ve günah keçileri aramaksızın, federal hükümetin hedefine ulaşamayan uyum ve eğitim politikasına rağmen, birlikte yaşayabilmemiz için bir fırsat olarak mı görmek lazım?


Bir takım „sağa oynayan“ politikacılar tarafından genelde yabancılar ve özelde Türkler hakkında yürütülen tartışma birlik ve beraberlik içinde yaşamayı zehirlemekten öteye gidemeyeceği kesin. Toplumun bir kısmı günah keçisi haline getirilip hedef gösterildiği durumlarda tüm demokratların demokrasi adına bu gidişata karşı kesin bir tavır almaları gerekmektedir.


Çok değil bundan yaklaşık üç yıl önce (7.4.2006) Bild gazetesinde gene aynı amaçla üzüntü ve kaygıyla izlediğimiz şu başlıkları okumuştuk:


„Yabancılar hakkındaki gerçekler“
Bu başlık altında yabancıların
(1) eğitimsiz,
(2) suç oranı yüksek,
(3) yetirince almanca bilmezler ve getolarda yaşarlar,
(4) işsizler ve sosyal kasaları soyuyorlar
(5) müslüman kültüre sahipler ve camilerde sürekli kin ve nefret vaazları veriyor ve aynı zamanda terörizmi destekliyorlar oldukları toplum hafızasına yerleştirilmek istenmiştir.


Tüm bunları okurlarına sıralarken „sadece doğruluk/dürüstlük problemleri çözmede yardımcı olur“. diyorlardı. Ve tam üç sene sonra Sarrazin’e verilen destek aynı tonda tekrarlanıyor: „Nihayet, birileri gerçekleri söylüyor.“


O tarihlerde Hürriyet gazetesi „Bild gazetesi acaba türk düşmanlığı mı yapıyor“ diye sormuş ve Bild yönetimi tarafından 8.1.2008 tarihinde kesin bir dille red edilmişti. O zamanlar Bild gazetesi yabancıların genel nüfusun sadece 9%’una tekabül etmelerine rağmen, suçların 25%’inden sorumlu olduklarını yazmıştı. Bild gazetesi o zamanlar şu şekilde bir başlıkla konuya nihayi damgasını vurmuştu: „Gerçekleri söylemezsek, sorunları çözemeyiz“. Elbette, gerçekleri söyleyelim, fakat doğruca, dürüstce ve yalpalamadan. Bir sonraki yazımda Almanya daki göçmenlerle ilgili gerçekleri ele alacağım.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: